Ada Ekranı
Ada Ekranı

Bağlama ustası Erdal Erzincan ile keyifli bir söyleşi yaptık…

257

‘Anadolu’nun ana dili bağlamadır’ diyen ve bu dili uzun yıllardır itina ile kullanıp, bir çok insanın da öğrenmesini sağlayan bağlama ustası Erdal Erzincan… 

Değerli ses sanatçısı ve Türkiye’nin başarılı bağlama ustalarından birisi olan Erdal Erzincan ile  sanatı ve Gezici Bağlama Atölyesi projesi üzerine güzel bir söyleşi yaptık. Küçük yaşlardan itibaren bağlama ile tanışmış, yaşadığı bölgenin folklorunu gözlemleyerek, bu iki özneyi çok güzel bir şekilde harmanlamış bir isim kendisi. 

Erdal Erzincan, başarılı sanat hayatının yanısıra iyi bir eğitmen olarakta karşımıza çıkmakta. Yıllardır saz akademisinde, küçüğünden büyüğüne 25 bini aşkın kişinin sazla tanışmasını sağlamış. Yine bu eğitmenlik sevdasının bir yansıması olarak ‘Gezici Bağlama Atölyesi’ projesini hayata geçirmiş. 

Bağlama ile çok güçlü bir bağ kuran sanatçı, bağlamanın enstürüman olmasının yanı sıra  birleştirici bir misyonu olduğunu da dile getiriyor. Toplumda yaşanan ayrışmaların verdiği rahatsızlıktan yakınan Erzincan, bağlamanın köklerimizin ne kadar aynı olduğunu bize hatırlattığının da sıkllıkla altını çiziyor. 

Şimdi sözü kendisine bırakıyoruz… 

– Öncelikle Erdal Erzincan’ın sanatçı kimliğinin başlangıç yıllarına gitmek istiyorum. Sanata olan ilginiz tam olarak ne zaman başladı? İlk ilgi duyduğunuz sanatçılar kimler oldu? 

Beş yaşlarımdayken bağlama ile tanıştım. 5 yaşımdan itibaren bağlamanın elimde olmadığı dönemi hatırlamıyorum. İlk bağlamamı 7 yaşımda dayım bana aldı. Ondan önce babamın bağlamasını gizli gizli çalıyordum. 

Ali Ekber Çiçek, Muhlis Akarsu, Arif Sağ, Turan Engin gibi sanatçıların kasetlerinin ve plaklarının yeni çıktığı dönemler, benim çocukluğumun geçiş dönemine denk geliyordu. Radyoda bu isimlerin bestelerini dinlerken, diğer yandan bu kasetleri ve plakları dinliyordum. O yaşlarda onlar gibi olmak gibi bir arzum vardı. Onlar gibi türkü, deyiş söylemek ve onlar gibi saz çalmak istiyordum. Aynı zamanda evde sanatla uğraşan insanlar vardı. Babam ve amcam saz çalarlardı. Yaşadığım bölge, aslında bugünkü kimliğimi belirleyen faktörlerden birisi oldu. Köyümüz, Erzurum ve Erzincan’ı birbirine bağlayan bir konumdaydı ve foklorik bir yapısı vardı. Bu konum ve geleneğin Alevi-Bektaşi oluşu bugün ki Erdal Erzincan’ı doğuran faktörler oldu. 

 

 

– Son dönemlerde gençlerin türkülerimizden uzaklaştığı yönünde yorumlar var. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? 

Güçlü olan şeylerin her dönem yaşadığına inanıyorum… 

Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Güçlü olan şeylerin her dönem yaşadığına inanıyorum. Bizim çocukluk yıllarımızda, köylerimizde yaşadığımız o geleneksel hayat evet değişti. Fakat zaman da değişiyor. Bu değişim içerisinde, şu anki gençler her ne kadar farklı yaşıyor olsalar da, temelde bu kültürü devam ettirdiklerini düşünüyorum. Yurtdışına gittiğimde, orada yaşayan gençlerimizin de saza ve türkülerimize, yani halk müziğine olan bağlılığının devam ettiğini gördüm. Yurtdışında gençlerimiz yaşadığı ülkenin kültürüne ayak uydurmuş, entegre olmuş, fakat bağlama ellerinde. 

Bu noktada, biz eğitimcilere de görev düşüyor. Her ne kadar gençlerimiz ilgisini kaybetmemiş olsa da, onları yönlendirmeli, saz kültürünü kendilerine zaman zaman kanalize etmeliyiz. Ben çocuklara yönelik teşvik edici çalışmalar üretiyorum. Onlara ders verirken anlayacakları, sevecekleri yönde çalışmalar yapıyorum. Onların dersten hoşlanmasını sağladığım zaman çok daha verimli sonuçlar aldığımızı gördüm. Yaş guruplarına da inmek gerektiğini düşünüyorum. Motivasyonları da daha yüksek oluyor. 

– Sizce sanatçı tanımının içeriğini nasıl doldurabiliriz? Topluma mal olmak diye bir terim var. Her sanatçı topluma mal olmalı mıdır? Sanatçının topluma mal olması sizce nasıl mümkün olabilir?

Anadolu’nun ana dili bağlama… 

Aslında bu konu biraz da seçtiğin disipline bağlı. Bizim işimiz halk geleneği ile ilgili bir iş aslında. Bağlama çalan birisi bunu sadece bir enstrüman olarak görüp, keman gibi görüp metotlarla bu durumu sürdüremez. Bağlama çalan insan biraz halkın içinde yaşamalı. Çünkü bağlama diğer enstrümanlardan farklı bir çalgıdır. Bağlama muhabbet kültürüdür. Bağlama, muhabbetin kapısı, anahtarıdır. Bağlama her fikirden, her ırktan insanın gönül kilidini açar. Bu duygulardan uzak bir şekilde, elinde bağlama taşıyan bir sanatçı, toplum tarafından kabul görmez. Sanatçı uzak kalırsa, toplumu ve toplumun duygusunu anlayamaz. 

Tabi ki sanatçı biraz da sıra dışıdır. Ama bu sıra dışılık halkın içerisinde de var. Bu durum doğal bir şey. Bu sıra dışılık hayata farklı bir bakış açısı getirir. Fakat bu durum, toplumdan uzak durmasını gerektirmiyor. Bir şekilde halkın yaşantısına, sorunlarına dokunmak ses olmak da gerekiyor zaman zaman. 

Halk değerlerinin içinde olduğu bir terimdir foklor.  Ali Ekber Çiçek’in şöyle bir sözü var; ‘Bağlama çalan insan, foklor gibi oturup, foklor gibi kalkmalı.’ 

– TRT’ye koyduğunuz yasak hala devam ediyor mu? 

Evet, devam ediyor. Bu anlayış devam ettikçe benim yasağımda devam edecek. Önceden TRT’ye çıkıyordum. Bunun için beni eleştirenler de oluyordu. Ama ben bunu doğru bulmuyordum. Çünkü, TRT benim vergilerimle yaşayan bir kurum. Katılım göstermek lazım. Ama benim durumum biraz farklı burada. TRT artık çizgisinden çok saptı. Bu durumu bir sanatçı olarak hatırlatmak lazım. TRT’nin kendi çizgisine dönmesi gerektiğini düşünüyorum. 

– Gezici bağlama atölyesine gelmek istiyorum. Aslında en çok da bu konuyu sizle konuşmak istiyordum. Gezici Bağlama Atölyesi’nden kısaca bahsedebilir misiniz? Bu fikir nasıl doğdu? Ne zaman başladı? 

2018 yılında proje hayata geçti. Fakat düşünce aşaması benim çocukluğuma kadar dayanıyor. Çocukluk yıllarımda, radyoda sesini duyup imrendiğim sanatçılara ulaşamama fikri hep benimle yaşadı. Doğduğum bölgeye gittiğimde her yerde kendi çocukluğumu gördüm. Her gördüğümde de bu duygu hep depreşti, sıcaklığını korudu. Bu fikrin ortaya çıkması, o dönmelere denk geliyor. Bu duygu hep sıcak kaldığı için, 2010 yılında kafamda netleşti. Bu fikri hayata geçirme kararı aldım. 

Erzincan’a konsere gittiğimde, bir anda bulunduğum ortamda böyle bir şey yapmak istediğimi dile getirdim. Yakın dostlarımdan yardım aldım. Müzikle ilgilenen öğretmenler, dernek yöneticileri ile toplantı yaptım. Bir saat içerisinde 200 kişi toplantıya katıldı. Samimi bir reaksiyon aldım çevreden. Bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. İnsanlar tepkisel yaklaşmadı. Bana güvendiler ve destek verdiler. Onların bu yaklaşımı projeyi hayata geçirmemi kolaylaştırdı ve beni cesaretlendirdi. İlk etapta bu konuda yetenekli 10 öğrenci seçip eğitim vermek istiyordum. Bu şekilde önleri açılacak ve ilerleyen süreçte konservatuara gideceklerdi. Fakat bu rakam sonradan 25 kişiye çıktı. 

Eğitimci tarafımı hiç bırakmadım. Yeri geldi dersim olduğu için konser almadım. Bağlama eğitimi vermek, çok severek yaptığım bir iş. Gezici bağlamada bunun bir yansımasıdır. 

  

 

– Atölyeye olan ilgi nasıl? 

Çok yakın takip etmeyenler bilmiyor. Benim köy köy gezip bağlama dersi verdiğimi düşünüyorlar. Evet, köy köy geziyorum ama her gezdiğim köydeki çocuklara ders vermiyorum. Sabit bir öğrenci gurubum var. Erzurum, Dersim ve Erzincan’dan yetenekli olduklarına inandığım 25 öğrencim var. O 25 öğrenci ile köy köy gezip ders yapıyoruz. Yani köyler bizim dersliğimiz oluyor. 

Gezici Bağlama adı da oradan geliyor. Sabit bir mekânda ders vermememizin sebebi; gittiğimiz o köylerin kültürlerini yaşıyoruz, enerjilerini alıyoruz. Onlarla yakın iletişime geçme şansımız oluyor. Oralarda yaşayan aşıkları dinliyoruz. Yöredeki insanların gelenekleri görüyor, derleme ve sözlü tarih çalışmaları yapıyoruz. Bu şekilde çok yönlü bir çalışma yapmış oluyoruz. 

Ayda bir ben Erzincan’a gidiyorum ve bir lokasyon belirliyoruz ve o köyde buluşuyoruz. Servislerle çocuklar o köye geliyor ve bütün gün ders yapıyoruz. Diğer dersler düzenli olarak haftada 6 ya da 4 saat olarak devam ediyor. Sabit ders veren asistanlarımız var, ben onlara nota gönderiyorum. Online takviye katılımlarda bulunuyorum. Bire bir katılımım ayda bir oluyor. 

– Neden özellikle Tunceli, Erzincan ve Erzurum seçildi? 

Aslında özel bir nedeni yok. Erzurum benim doğduğum topraklar. Erzincan ve Tunceli’de sanatsal anlamda beslendiğim en büyük damarlar. Bu coğrafyayı iyi tanıdığım için, projeyi bölgedeki ilişkilerim doğrultusunda kolayca yürütebileceğimi düşündüm. 

 

 

– İleride başka şehirleri de projeye eklemeyi düşünüyor musunuz? 

Evet. Başka illere de gidebiliriz. Şu an ki öğrencilerimizin 2 ya da 3 yıl daha devam etmesini istiyorum. Sonrasında başka bölgeleri de düşünebilirim. Ya da yine aynı bölgelerden yeni öğrencilerle devam edebilirim. Sağlığım elverdiğince bu projeyi ömrümün sonuna kadar devam ettirmek istiyorum. 

– Müzik hayatınıza geri dönersek ileriye dönük projeleriniz neler? 

Menzilden çok yol beni ilgilendiriyor… 

Keman sanatçısı Kayhan Kalhor ile bir projemiz var. Yazı işlerim devam ediyor. Yeni bir kitap hazırlığı içerisindeyim. Bağlama repertuvarına yönelik bir kitap. Albüm çalışmaları devam ediyor. Ben çok fazla planlarımı uzun süreçler üzerine kurmuyorum. Üretiyorum. Kendiliğinden bir proje oluşuyor. Çok fazla sonuca odaklanmıyorum. Menzilden çok yol beni ilgilendiriyor. 

Önümüzdeki aylarda İngiltere konseri var mı? 

İngiltere’nin farklı kentlerinde dört konserimiz olacak. Önümüzdeki Ocak ayı içerisinde olacak. 

 

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? 

Bağlama bize köklerimizin ne kadar aynı olduğunu hatırlatıyor… 

Bağlama ana dilimiz. Birbirimize hakarete varan yaklaşımlarımız oluyor. Aslında köklerimizin ne kadar bir olduğu, bir bağlama tınısı ile ortaya çıkabiliyor. Bağlama bize köklerimizin ne kadar aynı olduğunu hatırlatıyor ve farklılıklarımızın da bizi zenginleştirdiğini hatırlatıyor. Bu anlamda bağlamaya biraz kulak vermek gerektiğini düşünüyorum. 

  

 Canan Çınar 

  

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku